2/04/2016

Oğluma Emanetlerim 11

Gece bastırıp, minik bedenin uykuyla kaplandığı zamandı. Pijamalarını giyerken sorduğun soru karşısında gafil avlandım.

- Anne Allah kötü insanları canavarlarla dolu bir ülkeye gönderiyormuş?

Gözlerin büyüdü, büyüdü, büyüdü... Sorunun cevabını bulmak için dolaştı yüzümde. Kaç saniye durdum da düşündüm hatırlamıyorum ama bildiklerimi unutup sana ben de bir soru sordum.

- İnsan sevdiğine kötülük yapar mı?
- Yapmaz!
- Ben sana kötülük yapar mıyım?
- Yapmazsın!
- Neden yapmam?
- Çünkü sen benim annemsin.
- Veeee, diye bekledim
- Beni seviyorsun dedin!

İnsan sevdiğinden korkmaz yavrum!

"Sen de Allah’tan korkma." dedim sana. "Allah da seni seviyor ve sana kötülük yapmak istemeyeceğinden emin ol."

"Canavarlarla dolu buluttan bir ülke varmış ev bile kurulmuyormuş üstüne." dedin.

"Sen kötülük yaparsan başkalarına başka ülkeye gerek yok yaşadığın hayat zehir olur." dedim.

"Peki dünyayı Allah mı yönetiyor?" diye sordun.

"Keşke." dedim, "ama ne yazık ki insanlar yönetiyor."

"Ben sana yalan atmıştım bir kere bana kızdı mı Allah?" dedin.

"Ben kızdım." dedim gülerek.

"Allah, dede mi yoksa teyze mi?" diye sordun.

"Cinsiyeti yok." dedim. Anlamadın. "Bilmiyorum açıkçası, sence ne olabilir?" diye ben sordum. "Teyze, amca, dayı, anneanne, dede olabilir" diye sıraladın. "Olabilir" dedim. Hep sevdiklerini sayman hoşuma gitti.

"Nerede?" diye sordun.

Kalbinin üzerine elimi koydum.

"Ne yani içime mi girmiş?" dedin tedirgin bir gülümseyişle.

Bence... İçinde büyüyecek. Sen iyilikten geçmediğin sürece hata da yapsan o seni sevecek, sen de onun sevgisini yaradılanda görüp büyüteceksin, demek istedim ama esnerken soluğundan taşan cennet kokusuyla kendimden geçip, "sen iyi bir çocuksun o seni seviyor sen de onu sev" dedim.

Sana ne anlatabilirim bilmiyorum daha fazla. Evet çünkü bilmiyorum. Bildiğim tek bir şey var sevginin olduğu yerde kötülük olmaz, kötülük olmayan yerde korku barınmaz.

İnsan Sevdiğinden Korkmaz!


1/21/2016

Oğluma Emanetler - 10



Uyusun da büyüsün...
Şimdi sen, yattığın yatakta ve daldığın rüyada büyüyorsun küçüğüm. Ben ise her gün yeni anlarını kaçırıyorum büyüklerin dünyasında. Seni büyütmek değil ki meselem. Kemiklerinin gelişmesi, boyunun serpilmesi, cümlelerinin uzamasıysa büyümek, benim derdim aklın yüreğini aşmasın, zaman seni çocukluğundan çalmasın.

Sana ne olacağını soracağız büyüdüğünde sen sayısız hayallerinden bahsedeceksin. Biz ise neyden para kazanacağını merak ediyor olacağız seni dinlerken. Para senin dünyanda oyuncak almak için kullanılan bir değiş tokuş aracıyken bir anda ona anlamlar yüklemeni isteyeceğiz.

- Büyüyüp adam olacaksın, işin olacak, para kazanacaksın, aile kuracaksın, evin olacak. Koca adam olacak benim oğlum.

Bir bakmışsın ki paraya mevki kazandıran büyüklerin dünyasına girmeye başlamışsın. Meslek sahibi olmanı para kazanıp ev kurman için isteyen büyüklerin dünyasında hayaller törpülenmiş, hedefler tek doğruya kilitlenmiş, sonuç odaklı yaşanıyor olabilir. Sen ise süreçten zevk almayı öğrenmelisin. İsteyerek seçtiğin meslek ya da mesleklerinde sonuç ister para, ister mevki olsun sen süreci nasıl yaşadığına odaklanmalısın.

Elinden gelenin en iyisini yaparken zevk al. Hataların ve doğruların, başarısızlıkların ya da başarıların bir sonraki adımın için sadece. Ve sevmediğin işe bulaşma. İnsan sevdiği mesleği yaparsa kazanır. Gerisi ise sadece iş-güç olur.

Her gece defalarca uyanıp, odana gelip üzerini örtüyordum. Sen istemesen de dışarıdayken üşüyeceğini ön görüp önceden montunu giydiriyordum. En son yemek yediğin saati hesaplayarak acıkmış olabileceğine kanaat getirip sen istemeden yemeğini önüne koyuyordum. Kış günü dondurma yemek istersen sana “hayır” diyordum. Çünkü hasta olma ihtimalini biliyordum. Sen koşarken dikkat et düşeceksin diyordum. Yükseğe çıkmaman, ateşe yaklaşmaman, senin deneyimleyeceğin bir sürü kötü sonu kafamda bertaraf edip korkularımı sana aşılıyordum.

Montunu giymek istemediğin zaman uğraşmaktan sıkıldığım anda anne üşüdüm deyip yanıma geldiğinde, uyanamadığım bir gece bana seslenip üzerini örtmemi istediğinde, açım deyip deli deli bağırdığında, cips yiyip mideni bozunca bir daha nerede görsen yemem diye kendin söylediğinde, dondurma yiyip “anne hani hasta olacaktım bak olmadım” dediğinde büyüdüğünü anlıyorum. Boyun bir milim bile uzamadan büyüyorsun. Kendi deneyimlerini yaşamadan yaptığın her şey ezber gibi sanki. Ezberledikçe öğrenemiyorsun. Ben de her tehlikeyi kestirip yok edemeyeceğimi artık biliyorum. Sen de kontrolümün azaldığı hayatında kendini korumak için yeni yöntemler geliştiriyorsun. Geliştirdikçe kendini keşfedip büyüyorsun.

Korumak için yaptığım bir çok hatayı çıkarmaya çalışıyorum şimdi hayatımdan ama gözümün uzağında olman içimde hala bir endişe. Ne kadar büyürsen büyü bu içimde sana dair kalacak hislerden biri.

Büyümek istemeyen bir çocuksun ama gün gelecek keşke hep çocuk kalsaydım dediğin yaşa gelmek isteyeceksin. Bunu belki de sadece kendini ispatlamak, dediklerini dinletebilmek, güç sahibi olmak ya da o yaşın ganimetlerinden faydalanmak için isteyebilirsin. Sen büyürken senin hayatını kontrol altına almaya çalışmamam gerektiğini biliyorum. Yemek tercihlerin kadar küçük olmayan bir çok tercihinde sadece dinleyen ve yol gösteren olmaya çalışmalıyım. Ama asla yoluma getirmeye çalışmamam gerektiğini öğrendim. Senin seçimlerinden dolayı kendimi de suçlayamam. Sanırım benim en büyük görevim daha doğrusu benim ve babanın, içinde sana son nefesine kadar eşlik edebilecek bir çocuk bırakmak. Huzurlu, sağlıklı, neşeli, kendine inanan, kendine güvenen, insanlara güvenen, kendine saygı duyan, sevgi dolu, kararlı, mükemmeliyetçi olmayan, el alemin dediklerini kural bellemeyen, haddini bilen, korkuları yaşamının akışına egemen olmayan, kendini suçlu hissetmeyen ve kendini ifade edebilen bir çocuk. Bu yüzden sana bıraktığım tüm satırlar ikiniz için olsun.


Senden bir ricam büyümek için acele etme ki ben de sana yetişeyim. Aramızdaki mesafe de saatlerden uzun olmasın bir de yürekleri aşmasın!

12/23/2015

Sen Yokken





















kafeste kuş
havuzda yunus
saksıda ağaç gibiydi,
başta akıl
göğüste yürek
yüzde tebessüm
sen yokken hayatımda...

12/19/2015

Oğluma Emanetler 9


Bir gün yüzün düşer, amaçsız kalır, kendini sevecek nedenler aramaya başlarsan diye yazıyorum bu satırları. Önce bir dur. Kendini sevmek için nedenler aramaman gerektiğini koşulsuz sevgi besleyeceğin varlıkların en başında geldiğini hatırla. Ne kadar kolay yazması bilemezsin bu cümleyi. Hem de çok ahenkli. “Kolay mı yapması?” diyorsun ya şimdi, yazması kadar kolay değil bunu biliyorum hatta kendinden nefret etmekten çok daha zor farkındayım. Bunun için kendini eğitmen gerektiğini, kendinle işbirliği içinde olman gerektiğini düşünüyorum. Sadece dinle kendini. İyi bir dinleyici olarak başlat iletişimini. O zaman keşfedeceklerin okuduğun gelişim kitaplarında sunulan tırnak işaretine alınmış kavramlardan daha değerli olacak senin için. Senden bir isteğim aklın almıyor diye yüreğinin açlığına kulak tıkama. Aklınla kazanamadığın nice zaferleri yüreğinle kazanabilirsin.

Bildiklerini unutmaya başlayıp içini bir körlük kaplarsa diye yazıyorum bu satırları… Önce gözlerini kapat. Değişmesini istediğin şeyleri düşün. Kendinde ve hayatının akışında değişmesini istediğin her şeyi bir bir gözlerinin önüne getir ve istediğin hale sok. Mutlu ve huzurlu olacağını hissediyorsan ve bu değişim seni kendine getirecekse o an başlama anın olsun.

Çok zordur bilirim değişmek. Davranışlarını yenilemek. Değişmesi gerekeni keşfettiğinde söküp atmak. Hayatından istemediğin bir insanı çıkarmak kadar kolay olmaz. Eli kolu sana dolanmış bir yaratık gibi her çekişinde bir parçanı koparır. Seni bırakmak istemez ve sıkıca yapışır. Çekiştirdikçe canın acır. Bazen vazgeçer olmayacağını düşünürsün. Onunla yaşamayı senden koparırken verdiği acıya yeğleyip birlikte yaşarsın. Bunu kendine yapma. Hiç bir ağırlığı ruhunda taşıma. Değişim içinden başlarsa güç bulur. Sen değişirsen hayatın değişir bunu unutma.

Kendine gelme yolculuğu diyorum ben bu sürece. Karakterimizin şekillendiği dönemde bize yapışan tüm ağırlıklardan kurtularak “ben” olmaya. Sen de bir gün kendine doğru bir yolculuğa çıkmak istersen kendi yöntemimi söylemek istedim sana. Umarım bir gün o tünelde karşılaşırız güzel oğlum, o tünelde karşılaşır karışırız.

Kendine gelmenin en iyi yolu önce kendinden bir geçeceksin. Bu geçiş sandığın gibi bir vazgeçiş değil, kendi içinden geçişin olacak. Oturtacaksın bedenini olmak istediğin yere. Dinleyeceksin güzellikle. Neymiş istediği gönlünün, ne olmuşta küsmüşsünüz birbirinize. Sonra başlayacaksın ona doğru yürümeye. Yani sonunda olduğun tünelin başına. Gönlünü, ruhunu, nefesini bıraktığın tünelin başına.

Başa doğru dönerken “acil çıkış” kapılarını kontrol edeceksin. Paslanan, tutukluk yapan kapıları söküp yenileyeceksin. Tünel içinde başına gelecek felaket ve kazalarda nefes almak, kendini kurtarman için gerekli bu çıkışlar. Nefes alamazsan düşünemezsin, düşünemezsen karar veremez ve kendini kurtaramazsın. Hatta sen çıkış kapılarının üzerine ikaz lambaları da yerleştirmeyi unutma lütfen.

Tünel boyunca acil durumlar için telefonlar da yerleştireceksin. Acil durumlarda aranacaklar listesini güncel tutmalısın. Kişiler değişebileceği gibi onlara ulaşacağın numaralarda değişebilir. Zaman içinde kesinleşmeye başlar zaten bu liste. Kimi ne zaman arayacağın, karşı tarafın çıkıp çıkmadığı... Tek tek kontrol etmelisin çalışıp çalışmadığını, karşı tarafın açıp açmadığını.

Hız göstergelerini ve uyarı levhalarını koyacaksın ışıklı panolarla. Deneyimlerinden öğrendin ne zaman hızlı ne zaman yavaş gitmen gerektiğini. İster yavaş ister hızlı git ama yolun açık olsun. Levhalar bu yüzden olacak zaten. Yolunu açık tutmak için. Kimsenin enkazı içinde kalmasın diye. Çok insan geçti ağır vasıtalarıyla. Yolların aşındı şeritlerin de eskisi kadar beyaz değil. Onarmalısın içini.

Başına doğru gelirken tünelin, arkana hiç bakmamalısın orada artık gelecek var. Gelecek senin bilinmeyen yanın. Bilinmeyen ve umut dolu yarının. İyisi ve kötüsüyle yaşayacağın bu hayata başlamak için yenileyeceksin kendini.

Geldiysen başına tünelin bu sefer sen koy ismini. Araç ve hız sınırlamalarını belirt. Yüksekliğini ve genişliğini yaz. Uzunluğunu ise boş bırak.



12/09/2015

Oğluma Emanetler-8



Olmayanı gören gözleri vardır bazı insanların. Baktıkları yerde kusur ve eksik görürler. Olanı göz ardı edip olmayana kilitlenirler. Sahip olduklarına şükretmeyi de bilmezler.

Gittiği restaurantta lekeli bardak, kaldığı otelde eksik havlu, verilen hediyenin olmayan kurdelesi, katıldığı gezide gitmedikleri yerler, arkadaşının çok konuşması, iş yerinin bozuk kliması, evinin uyumsuz perdesi ve sayılası bir sürü eksiği ile dert ettikleri hayatları vardır.

Sen onlardan biri olma oğlum. Gönül gözün açık olsun. Hiçbir şey mükemmel olmak zorunda değil ve olamıyor da zaten. Bunun için aynaya bakman yeterli. Bir kaşın diğerinden kalkık, gözünün biri küçük sanki değil mi? Hangimizin mükemmel ki? Mükemmellik insana yakışır bir hal değil. Sen olana aç yüreğini ve sahip olduklarına şükretmeyi bil. Olmayanı gören gözlerin yüreğini yorar ve mutlu olmaz, andan zevk alamazsın. Muhakkak eksikler olacak hayatında bunları görüp bilecek ve ihtiyacın olanlara sahip olmaya çalışacaksın. Benim kastettiğim ise güzelliğin içindeki eksiği arama. Çünkü hiçbir şey eksiksiz olduğu için güzel değil, hiçbir güzel de mükemmel değildir.

Önüne bir yemek geldiğinde, bir çatal alıp tadına baktığında bazen tuzunun eksik olduğunu düşünür ve eklersin ya... Yahut tam damak tadına uygundur ve daha fazla tat almak için ekmeğinden bir parça koparıp banarsın suyuna, işte öyle bir şeydir hayat. Ne yaparsan yap ne istersen iste önüne konan yemeği muhakkak tat ve şükret. İyisiyle kötüsüyle sana kattıklarıyla yaşadığın hayata şükret. Güzellikler çoğalacak ve kötü gördüklerin derslere dönüşecektir.

Güzel çocuğum seni ilk kucağıma aldığımda mükemmel bir anne olacağıma söz verdim. Gün geçtikçe de bu sözüme ihanet ediyorum. Ne ben mükemmel bir annelik yapabilir ne de sen mükemmel bir evlat olabilirmişsin meğer...

Mükemmeliyetçilik diye bir kavramla tanışacaksın büyüdükçe. Çok etkileyici bir kelime değil mi? Kusursuzluğu ifade ediyor sanki? Her şeyin uyum içinde olması ve bütünlük gibi ama değil. Kusurlar kusursuzluklarla, hatalar doğrularla, çirkinlik güzellikle uyum içinde bütünlük oluşturuyor aslında. Mükemmeliyetçiliği ile övünen, bunu kusursuz karakterinin hayatını anlamlı kılan bir yönü olduğunu ifade eden kişilerin aslında bizim kadar normal ve mükemmellikten uzak olduğunu göreceksin. Hatta onlar hep yorgun, genellikle de sinirlidirler. Çünkü hiçbir zaman ulaşamadıkları bir hedefin ardında yol alırlar. Mükemmel olmak isterler ve olamazlar. Bu yönleri ile övünürken çevreleri tarafından yorucu ve kısıtlayıcı görülerek eleştirilirler. Kendileri için istediklerini başkaları için de isterler. Çünkü hayatlarında olan her şey mükemmel olmalıdır.

Senin hayatın mükemmel olmasın oğlum. Sen de mükemmel olma. Olabiliyorsan ve hatta ol dediğim tek şey mutlu ol! Hataların ve doğruların sadece senin için. Biz seninle sevinir ya da üzülürüz. Bunu da senin için değil seninle yaparız.



9/30/2015

OĞLUMA EMANETLERİM 7 / HAYAL GÜCÜ


Uçurtman göğe yükseldiğinde sadece gökyüzünü görme, bırak da ipini saldığın o dev ejderha kanat takıp Çin Setti’ni aşsın. Tibet’in özgürlüğe haykıran karlı dağlarını aşarak Hindistan’a varıp, saklı bir Budist tapınağında soluklansın. Tazelediği nefesi ile güç bulan kanatları, irileşen pençesi ve ağzında püskürtmeye hazır alev topu ile Ganj nehri boyunca uçsun. Kirli ve yorgun nehrin üzerine vuran gölgesi, ardında berrak bir su bırakarak, kanatlarının yelinin değdiği her insanı kutsayarak, püskürttüğü alev tabutlarına kıyıya vurmuş minik bedenleri alıp sonsuzluğa taşıyarak, umut rüzgarlarıyla yol bulup nehir boyunca süzülsün. Ne zaman ki sana dönmesini istiyorsun o zaman ipini çek çocuğum. Ejderha hayalinse gücü de sensin. Hayal gücünle sen koca bir dünyaya hükmedebilirsin.

Pilini takınca oynarsın dediğim telsizi eline alıp “pile gerek yok benim hayal gücüm var” diyen güzel çocuk şimdi sana tek sözüm 5 yaşında öğrendiğin bu kudreti, bu yaratıcılığı, bu doyumsuz hazzı iyi koru. Hayal ettiğin her şeyin gerçekleşebilecek olduğunu bil. Zihninde, yüreğinde canlandırdığın tüm his ve duyguların yaratıcısı sensin. Gözlerini kapayıp düşlemen ve hissetmen yeter sahip olman için.

Hayallerine sahip çık. Onları almak isteyen, eleştiren, basitleştiren, engelleyen ve değersiz gören tüm mahluklarla savaş. Bu senin yaratım savaşın. Sana yaradandan gelen en büyük hediye. Sen ki bu gücü doğru kullandığın gün bilinçleneceksin. Bu senin özgürlük savaşın çünkü sen kendin hakkında ne düşünüyorsan o’sun.